Çin hükümetinin Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerine yönelik sistematik baskı politikaları, Ramazan ayının başlamasıyla yeni bir boyut kazandı. Bölgeden gelen raporlar, oruç tutmanın "aşırılık" belirtisi sayıldığını, teknolojik takip sistemleriyle ev içi mahremiyetin ihlal edildiğini ve İslam dünyasının bu trajediye sessizliğini koruduğunu ortaya koyuyor.
Çin Komünist Partisi (ÇKP) yönetiminin Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde (Doğu Türkistan) uyguladığı asimilasyon ve baskı politikaları, kutsal Ramazan ayında daha da şiddetlendi. Uluslararası insan hakları örgütlerinin ve bölgeden sızan kısıtlı bilgilerin teyit ettiği detaylara göre, Uygur Türklerinin dini vecibelerini yerine getirmesi, "toplama kamplarına gönderilme gerekçesi" sayılmaya devam ediyor.
Dijital Gözetim ve "Ev İçi" Casusluk
Pekin yönetimi, bölgedeki camilerin büyük bir kısmını ya yıktı ya da turistik mekanlara çevirdi. Ayakta kalan az sayıdaki ibadethaneye girişler ise yüz tanıma sistemleri ve kimlik taramalarıyla sıkı denetim altında tutuluyor. Ancak baskının en ağır boyutu, kamusal alandan ziyade evlerin içine taşınmış durumda.
Elde edilen bilgilere göre, "Kardeş Aile" projesi adı altında Çinli memurlar, Ramazan ayı boyunca Uygur ailelerin evlerine yatılı misafir olarak yerleştiriliyor. Bu memurların asıl görevinin, aile fertlerinin sahur vaktinde uyanıp uyanmadığını, oruç tutup tutmadığını ve evde gizli ibadet yapılıp yapılmadığını raporlamak olduğu belirtiliyor. Sahur vaktinde ev ışıklarının yanması dahi, "dini aşırılık" şüphesiyle fişlenme sebebi sayılabiliyor.
Memur ve Öğrencilere "Zorunlu Yemek" Baskısı
Bölgedeki kamu daireleri ve okullarda ise oruç tutmayı imkansız hale getiren uygulamalar yürürlükte. Öğretmenler, öğrenciler ve devlet memurlarının gün ortasında yemekhanelerde toplu yemek yemeye zorlandığı, yemek yemeyi reddedenlerin ise "ideolojik sorunlu" olarak etiketlendiği bildiriliyor.
Özellikle üniversitelerde ve liselerde, öğrencilerin yanlarında su şişesi ve yiyecek bulundurmalarının zorunlu tutulduğu, Ramazan boyunca kantinlerin açık kalmasının şart koşulduğu aktarılıyor. Emekli devlet memurlarının dahi oruç tutmamaları konusunda sık sık uyarıldığı ve maaş kesintisi tehdidiyle karşı karşıya kaldığı ifade ediliyor.
Restoranlara "Açık Kalma" Zorunluluğu
Müslüman işletmecilere yönelik baskılar da ekonomik yaptırımlara dönüşmüş durumda. Uygur restoran sahiplerine, Ramazan ayı boyunca dükkanlarını gün boyu açık tutmaları ve alkol satışı yapmaları yönünde tebligatlar gönderildiği iddia ediliyor. "Hizmet vermeme" gerekçesiyle dükkanını kapatmak isteyen esnafların ise ruhsat iptali ve ticari faaliyetten men edilme riskiyle karşı karşıya olduğu belirtiliyor.
"İnsanlığa Karşı Suç" Tanımı ve Küresel Sessizlik
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin geçmiş raporlarında, Çin’in bölgedeki uygulamalarının "insanlığa karşı suç teşkil edebileceği" vurgulanmıştı. Ancak aradan geçen zamana rağmen, somut bir yaptırım mekanizmasının devreye girmemesi dikkat çekiyor.
Özellikle İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi ülkelerin büyük çoğunun, ekonomik ve siyasi ilişkiler nedeniyle Çin’in bu politikalarına karşı sessiz kalması veya Pekin’in "terörle mücadele" tezlerini destekler nitelikte açıklamalar yapması, insan hakları savunucuları tarafından sert bir dille eleştiriliyor. Uygur diasporası temsilcileri, İslam dünyasının liderlerini, kendi kardeşlerine uygulanan bu kültürel ve dini soykırıma karşı daha cesur bir duruş sergilemeye davet ediyor.
Doğu Türkistan’daki milyonlarca Müslüman için Ramazan ayı, manevi bir huzur ikliminden ziyade, hayatta kalma ve kimliğini koruma mücadelesinin verildiği en zorlu dönemlerden biri olmaya devam ediyor.

